Connect with us
Abone Ol

Technology

Elektrikli Araçların Geleceği

Son on yılda, elektrikli araçlar (EA) otomobil endüstrisinde hızla büyüyen bir pazar haline gelmiştir. Dünya genelinde giderek artan karbon salımlarını ve enerji maliyetlerini azaltma çabaları, otomobil üreticilerini ve hükümetleri daha sürdürülebilir ve çevre dostu teknolojilere yatırım yapmaya itmektedir. Bu kapsamda, elektrikli araçlar büyük ilgi görmekte ve gelecek vaat etmektedir. Bu yazıda, elektrikli araçların geleceğini şekillendirecek olan faktörler ve teknolojik gelişmeler ele alınacaktır.

Published

on

Elektrikli Araçların Geleceği

Son on yılda, elektrikli araçlar (EA) otomobil endüstrisinde hızla büyüyen bir pazar haline gelmiştir. Dünya genelinde giderek artan karbon salımlarını ve enerji maliyetlerini azaltma çabaları, otomobil üreticilerini ve hükümetleri daha sürdürülebilir ve çevre dostu teknolojilere yatırım yapmaya itmektedir. Bu kapsamda, elektrikli araçlar büyük ilgi görmekte ve gelecek vaat etmektedir. Bu yazıda, elektrikli araçların geleceğini şekillendirecek olan faktörler ve teknolojik gelişmeler ele alınacaktır.

Bir önemli faktör, elektrikli araçların gelecekteki başarılarını destekleyecek olan hükümet politikaları ve teşvikleridir. Kısmi veya tamamen elektrikli araçların yaygınlaşması için ülkeler, finansal destekler sunarak ve altyapıyı geliştirerek vatandaşları bu araçları kullanmaya yönlendirmektedir. Örneğin, Avrupa Birliği ve bazı Amerikan eyaletleri, emisyon standartlarını sıkılaştırarak ve elektrikli araç sahiplerine vergi indirimleri ve diğer finansal teşvikler sunarak EA sektörünün büyümesini destekleme yolunu seçmektedir.

Elektrikli araç altyapısı da önemli bir konudur ve teknolojik gelişmeyle beraber giderek daha iyi hale gelmektedir. Şarj istasyonlarının yaygınlaşması, hem şehirlerde hem de kırsal bölgelerde elektrikli araçların daha kullanılabilir hale gelmesini sağlamaktadır. Ayrıca, elektrikli araçlar için enerji temini ve talebinin hızla artmasıyla birlikte, enerji üretiminde kullanılan kaynakların daha çevreci ve yenilenebilir olması hedefle mevcut enerji altyapısının iyileştirilmesi ihtiyacı ortaya çıkmaktadır.

Elektrikli araç teknolojilerindeki inovasyonların, gelecek sorunları çözmekte önemli bir rol oynaması beklenmektedir. Öncelikli olarak, batarya teknolojisinin gelişimi paralelinde elektrikli araçların menzilinin artması amaçlanmaktadır. Yüksek enerji yoğunluğu sunan ve daha hızlı şarj edilebilen batarya türleri, elektrikli araçları potansiyel olarak daha kullanışlı ve kullanıcı dostu hale getirecektir. Bu sayede elektrikli araç kullanıcıları, daha uzun yolculuklar yapabilecek ve mevcut benzinli araçlarla eş değer menzil ve kullanılabilirliğe erişebilecektir.

Aynı zamanda, otonom sürüş teknolojileri ve internet bağlantılı araçlar gibi başka teknolojik gelişmeler de elektrikli araçların geleceğine etki etmektedir. Otonom sürüş teknolojisi, verimliliği artıracak ve otomobillerin enerji tüketimini daha sürdürülebilir hale getirecektir. Bu tür teknolojiler, elektrikli araç sektörünün gelecekte daha büyük başarılar elde etmesine ve otomobil endüstrisinde daha büyük bir pay kapmasına olanak sağlayacaktır.

Sonuç olarak, beklentilere göre elektrikli araçların önümüzdeki on yıllarda büyük ölçüde benimsenmesi ve büyümesi olasıdır. Devlet teşvikleri, enerji politikaları, altyapı gelişimi ve teknolojik yeniliklerden kaynaklı destekle, elektrikli araçlar giderek daha fazla insan tarafından benimsenmeye başlayacak ve bu alandaki rekabet de artarak daha iyi teknolojilere, daha uygun fiyatlara ve daha verimli araçlara yol açacaktır. Otomobil endüstrisinin geleceği giderek elektrikleşen dünyamızda, elektrikli araçlar büyük bir öneme sahip olacaktır. İçten yanmalı motora sahip araçların önemi azalırken, elektrikli araçlar çağdaş teknolojik gelişmeler ve sürdürülebilir kalkınma hedefleri doğrultusunda önemli bir yeri doldurmaya devam edecektir.

Bu video ve içerik Teknoblog.co tarafından Yapay Zeka teknolojisi kullanılarak üretilmiştir.

Continue Reading
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Science

Dünyanın En Hızlı Uzay Aracı: Parker Solar Probe

Uzay keşfi insanlık için her zaman büyük bir ilgi odağı olmuştur. Yıllar boyunca, insanoğlu uzayın sınırlarını genişletmek ve derin uzayı araştırmak için çeşitli uzay araçları tasarlamıştır.

Published

on

By

Dünyanın En Hızlı Uzay Aracı: Parker Solar Probe

Uzay keşfi insanlık için her zaman büyük bir ilgi odağı olmuştur. Yıllar boyunca, insanoğlu uzayın sınırlarını genişletmek ve derin uzayı araştırmak için çeşitli uzay araçları tasarlamıştır. Bu araçlar, farklı amaçlarla gönderildikleri uzayda önemli keşifler yapmışlardır. Ancak, dünyanın en hızlı uzay aracı olarak dikkat çeken bir tanesi var: Parker Solar Probe.

Parker Solar Probe, NASA tarafından geliştirilen ve Güneş’in atmosferini incelemek için tasarlanan bir uzay aracıdır. İsim, Güneş fiziği alanında önemli çalışmalara imza atmış olan Eugene Parker’a ithafen verilmiştir. 12 Ağustos 2018 tarihinde fırlatılan araç, Güneş’e olan en yakın yaklaşımını gerçekleştirmek için tasarlanmıştır.

Parker Solar Probe, Güneş’e olan yakınlığıyla dikkat çekmektedir. Araç, Güneş’in yüzeyine yaklaşık 6,2 milyon kilometrelik bir mesafeyle ulaşacak şekilde planlanmıştır. Bu, önceki uzay araçlarına kıyasla çok daha yakın bir mesafedir. Araç, Güneş’in atmosferindeki manyetik alanları, güneş rüzgarını ve diğer parçacık akışlarını inceleyerek Güneş’in yapısını ve davranışını daha iyi anlamamıza yardımcı olacaktır.

Parker Solar Probe’un en dikkat çekici özelliklerinden biri, inanılmaz hızıdır. Uzay aracı, Güneş’e doğru giden yörüngesinde saatte 692,000 kilometre hıza ulaşabilmektedir. Bu, dünyanın en hızlı uzay aracı olarak kabul edilmesini sağlamaktadır. Yüksek hızıyla birlikte, araç aynı zamanda büyük sıcaklık farklarına dayanabilme yeteneğine de sahiptir. Parker Solar Probe, Güneş’e yaklaştıkça güneş ışınlarının neden olduğu sıcaklık artışına karşı korunmak için özel bir ısı kalkanıyla donatılmıştır.

Araç, bilimsel gözlemler yapabilmek için çeşitli enstrümanlarla donatılmıştır. Örneğin, Güneş’in manyetik alanlarını ölçmek için bir manyetometre, güneş rüzgarının hızını ve yoğunluğunu ölçmek için bir plazma analiz cihazı ve Güneş’in yüzeyindeki sıcaklık değişimlerini ölçmek için bir sıcaklık sensörü bulunmaktadır. Bu enstrümanlar, Güneş’in atmosferini daha iyi anlamamızı sağlayacak verileri toplamak için kullanılmaktadır.

Parker Solar Probe, dünyanın en hızlı uzay araçlarından biri olarak büyük bir başarıdır. Güneş’e olan yakınlığı ve yüksek hızı, bilim insanlarına Güneş’in gizemlerini çözmek için benzersiz bir fırsat sunmaktadır. Araç, Güneş’in atmosferini ve manyetik alanını inceleyerek, güneş fiziği alanında büyük ilerlemeler kaydedilmesine katkıda bulunacaktır. Parker Solar Probe, insanlığın uzay keşiflerinde yeni bir çağın başlangıcını temsil etmektedir ve gelecekte daha da heyecan verici keşiflere yol açabilecektir.

Continue Reading

Technology

Sanal Gerçeklik mi (VR), Artırılmış Gerçeklik mi (AR)

Sanal Gerçeklik (VR), Artırılmış Gerçeklik (AR) ve Karma Gerçeklik (MR), günümüzde hızla gelişen ve popülerlik kazanan teknolojik kavramlardır.

Published

on

By

Sanal Gerçeklik mi (VR), Artırılmış Gerçeklik mi (AR)

Sanal Gerçeklik (VR), Artırılmış Gerçeklik (AR) ve Karma Gerçeklik (MR), günümüzde hızla gelişen ve popülerlik kazanan teknolojik kavramlardır. Bu teknolojiler, gerçek dünyayı değiştirmek, sanal ortamlar oluşturmak ve kullanıcılara farklı deneyimler sunmak amacıyla kullanılır. Bu makalede, AR, VR ve MR arasındaki farkları açıklayarak, her bir teknolojinin ne olduğunu ve nasıl çalıştığını anlatacağız.

  1. Artırılmış Gerçeklik (AR):
    AR, gerçek dünyanın üzerine bilgisayar tarafından oluşturulan grafikler, sesler, videolar veya dokunsal hisler gibi sanal içeriklerin eklenmesiyle gerçekleşir. AR, kullanıcılara gerçek dünya ile sanal dünya arasında etkileşimli bir deneyim sunar. Örneğin, AR kullanarak akıllı telefonunuzun kamerasını kullanarak bir tabloya bakabilir ve tablo hakkında daha fazla bilgi edinebilirsiniz. AR, genellikle akıllı telefonlar, tabletler veya AR gözlükleri gibi taşınabilir cihazlar aracılığıyla deneyimlenir.
  2. Sanal Gerçeklik (VR):
    VR, kullanıcıyı tamamen sanal bir dünyaya taşıyan bir teknolojidir. VR gözlükleri veya başlık gibi cihazlar kullanılarak gerçek dünyadan izole edilerek, tamamen sanal bir ortama dalmak mümkün olur. VR, kullanıcılara etkileşimli deneyimler sunar ve hissedilen gerçeklik duygusunu artırır. Örneğin, VR kullanarak bir oyun dünyasına adım atabilir, sanal bir müze turu yapabilir veya sanal bir simülasyon içinde bir görevi yerine getirebilirsiniz.
  3. Karma Gerçeklik (MR):
    MR, gerçek dünyayı sanal nesnelerle birleştiren bir teknolojidir. MR, AR ve VR’nin birleşimini temsil eder. Bu teknoloji, kullanıcıların hem gerçek dünyayı görmesine izin verirken aynı zamanda sanal nesnelerle etkileşime girmelerini sağlar. Örneğin, MR kullanarak bir masanın üzerinde sanal bir obje oluşturabilir ve bu objeyle etkileşime geçebilirsiniz. Microsoft HoloLens gibi cihazlar, MR deneyimi sunan popüler örnekler arasındadır.

AR, VR ve MR arasındaki farklılıklar şunlardır:

  • AR, gerçek dünyayı sanal içeriklerle zenginleştirirken, VR tamamen sanal bir dünyaya dalar.
  • AR, gerçek dünyayı görmenize ve sanal içeriklerle etkileşime girmenize izin verirken, VR size tamamen yeni bir ortam sunar.
  • MR, gerçek dünyayı sanal nesnelerle birleştirirken, AR ve VR’nin avantajlarını birleştirir.
  • AR, genellikle akıllı telefonlar veya tabletler gibi taşınabilir cihazlarla deneyimlenirken, VR ve MR için özel cihazlar gereklidir.

Sonuç olarak, AR, VR ve MR farklı amaçlar için kullanılan teknolojilerdir. AR gerçek dünyayı zenginleştirirken, VR tamamen yeni bir dünyaya dalmanızı sağlar ve MR, gerçek dünyayı sanal nesnelerle birleştirerek benzersiz bir deneyim sunar. Bu teknolojilerin hızla gelişmesiyle, kullanıcılar daha da etkileşimli ve heyecan verici deneyimler yaşamaya devam edecek.

Continue Reading

Technology

Yapay Zeka dünyasında neden Duygusal Zeka önemli olacak?

1990’larda araştırmacılar, zekayı (IQ) geliştirmekten daha önce çok fazla vurgu yapıldığında, kendi duygularını anlayabilmenin ve yönetebilmenin başarılı bir şekilde yaşamanın anahtarı olduğunu göstermeye başladılar.

Published

on

Yapay Zeka dünyasında neden Duygusal Zeka önemli olacak?

Yapay zeka artık halka açık bir şekilde roket hızında gelişiyor. Henüz bilmediğimiz şekillerde günlük hayatımızın ve işimizin bir parçası olmaya devam edecek.

Akademi, pazarlama, gazetecilik, ticaret ve sosyal medyada zaten kullanıldığını ve denendiğini biliyoruz. Mark Zuckerberg bir süre önce Meta’nın Whatsapp ve Messenger’da yapay zeka destekli sohbeti denediğini duyurdu. Ancak bu ‘fütürist’ deneyimi henüz kullanıcılarla paylaşmayacaklar. Öyle görünüyor ki yapay zeka henüz dünyanıza dokunmadıysa da, yakında dokunacak.

Temel sorunlardan biri, insan beyninin ve kendi ‘zekamızın’ zaten aşırı basitleştirilmesidir. Elizabeth Weil, Intelligencer’daki makalesinde , insan beynini bir “bilgisayar” olarak ve bilgisayarla bir insan beyni olarak ilişkilendirme eğilimimizi açıklıyor. Araştırmacılar Alexis T. Baria ve Keith Cross’tan alıntı yaparak, bu aşırı basitleştirilmiş kavramın şunları sağladığını söylüyor:

 insan zihni hak ettiğinden daha az karmaşıklık ve bilgisayar olması gerekenden daha fazla bilgelik.”

Yapay Zekamızı geliştirmek için yarışırken, Duygusal Zekamızı geliştirmemiz gereken çok şey olduğunu düşünüyorum.

Duygusal Zeka Nedir?

1990’larda araştırmacılar, zekayı (IQ) geliştirmekten daha önce çok fazla vurgu yapıldığında, kendi duygularını anlayabilmenin ve yönetebilmenin başarılı bir şekilde yaşamanın anahtarı olduğunu göstermeye başladılar. Duygusal Zeka (EI) terimi ilk olarak, onu duygularınızı anlama ve yönetme ve çevrenizdekilerin duygularını anlama ve bunlara uygun şekilde yanıt verme yeteneği olarak tanımlayan araştırmacılar John Mayer ve Peter Salovey tarafından icat edildi. O zamandan bu yana geçen on yıllarda, Duygusal Zekanın bir dizi faktör olduğunu ve duygularınızı yönetmenin ve başkalarının duygularını anlamanın ötesine geçtiğini artık anlıyoruz. Psikolog Daniel Goleman, terimi popülerleştirmede daha da ileri gitti. Tanımlarını genişletti ve ufuk açıcı kitabıyla sonuçlandı.Duygusal Zeka (Neden IQ’dan Daha Önemli Olabilir) ‘ 2005’te yayınlandı ve 2020’de tekrar güncellendi.

Goleman, EI’yi 4 temel direğe sahip olarak tanımlar –

1. Kişisel Farkındalık (Duygusal Kişisel Farkındalık)

2. Öz Yönetim (Duygusal Öz Denetim, Başarı Yönelimi, Pozitif Bakış Açısı, Uyumluluk, Duygusal Öz Denetim/Duygusal Çeviklik)

3. Sosyal Farkındalık (Empati, Örgütsel Farkındalık)

4. İlişki Yönetimi (Etki, Koç & Mentor, Çatışma Yönetimi, Takım Çalışması, İlham Veren Liderlik)

Bir yandan, ‘ Bedenlenmiş Farkındalık ‘ adını verdiğim beşinci bir sütun olduğuna inanıyorum. Bununla, bedenlenmiş benliğimizi ve Duygusal Zekanın diğer dört sütununu nasıl bağladığını, etkileşime girdiğini anlamayı kastediyorum. 

Bedenlenmiş Farkındalığı şu şekilde tanımlıyorum:

5. Somutlaşmış Farkındalık ( Enerji Yönetimi, Fenomenolojik farkındalık, Temellilik, Kalp Zekası)

Yapay Zeka çağında Duygusal Zekanın neden gerçekten önemli olduğuna dair sezgiye sahip olmaya başlamış olabilirsiniz.

Sektöre bağlı olanların ve sektöre yatırım yapanların yapay zekanın verimlilik üzerindeki etkisi ve sağlık hizmetleri, eğitim, yazma ve benzeri alanlardaki potansiyeli hakkında heyecanlı iddialarına rağmen (Bill Gates, ChatGPT gibi yapay zekanın şu anda en önemli yenilik olduğunu söylüyor.), birkaç sonra İnternet ve sosyal medyanın yaşamlarımıza bu kadar entegre olmasının on yıllarından beri, yapay zekanın yayılmasının muhtemelen yaşamlarımız ve bildiğimiz şekliyle toplum üzerinde devrim niteliğinde olumlu etkileri ve yıkıcı derecede olumsuz etkileri olacağını varsayabiliriz.

İşte bir yapay zeka dünyasında Duygusal Zekanın önemli olmasının 9 nedeni:

1.Güçlü, sağlıklı insan ilişkileri kurmak. 

Birbirimizle olan ilişkilerimiz sağlığımız ve tatminimiz için giderek daha hayati hale gelecek. Bu ilişkilerde nasıl daha iyi olacağımızı öğrenmemiz gerekiyor. Bizi insan yapan anlaşılmayı, görülmeyi ve duyulmayı, önemli olduğumuzu, ait olduğumuzu ve katkıda bulunduğumuzu hissetmektir. Bağlam içinde birbirimizi ifade etme, anlama ve ilişki kurma becerimizve sağlıklı yollarla yanıt vermek, giderek daha fazla teknoloji odaklı bir dünyada iş içinde ve dışında güçlü bağlar ve sağlıklı ilişkiler geliştirmenin anahtarı olacaktır. Duygusal Zeka sadece birinin iletişimsel tepkilerini, duygusal durumunu, beden dilini tanımak ve anlamakla ilgili değildie. Aynı zamanda nasıl ilişki kurduğumuzdaki nüansı anlamakla da ilgilidir. Sempati, empati ve şefkat arasındaki farkı bilmek bir örnektir. Aralık 2022 Wired makalesinde Duygusal Yapay Zeka, Empatinin yerini tutmaz Pragya Agarwal şöyle yazıyor:

“Duygusal yapay zeka algoritmaları, büyük ve çeşitli veri kümeleriyle eğitildiklerinde bile, kişinin ve durumun sosyal ve kültürel bağlamını dikkate almadan yüz ve ton ifadelerini bir duyguya indirger. Bir kişi ağlıyorsa, gözyaşlarının ardındaki nedeni ve anlamı tam olarak anlamak her zaman mümkün değildir.’

Sohbet robotlarıyla etkileşim eğlenceli, tuhaf olacak ve bağlamlarda yararlı olacağını umuyorum. Ancak bir yapay zeka dünyasında gerekli olacak ilişkinin derinliği ile eşleşmeyecek.

MIT Bilim İnsanı Joseph Weizenbaum, en eski doğal dil işleme bilgisayarlarından biri olan ELIZA’yı yarattığında1960’larda, ELIZA’nın yeteneklerini test eden asistanının, o bilgisayar sistemiyle etkileşime girerken mahrem ayrıntıları paylaşan kişisel bir sohbete bu kadar çabuk girmesi (ve daha sonra, ELIZA’nın çalışmaya devam edebilmesi için odadan çıkmasını istemesi) karşısında ürkmüştü. özel olarak etkileşim!) Görünüşte ‘dinleyen&destekleyici’ sohbet robotuyla etkileşime giren, duygusal bilgileri paylaşan insanlar için olası bir yer gibi görünüyor. Ancak benim endişem ve rahatsızlığım, başlangıçta algılanan herhangi bir bağlantı hissinin, endişeden kurtulmanın ya da en mahrem endişelerimizi ve korkularımızı bir sohbet robotuyla paylaşmaktan kaynaklanan dağınık yalnızlık, BigMac & patates kızartması veya pandemi sırasında tüm Zoom toplantıları gibi ince örtülü, yapay bir ikame olacaktır. Bir süreliğine ihtiyacı karşılar ama karşılamaz.

2.Bağlayan ve ilham veren liderlik . 

İnsanlar, organizasyonlarda onlara liderlik eden insanlardan daha fazla insanlık, vizyon ve bağlantı arayacaklar. Ne zaman bilgi yapay zekadan dış kaynaklı ve artık farklılaştırıcı olmayacak, insanlar insanlığı arayacak ve insanları teknolojinin yanında bir araya getirebilen, farklılığı kucaklayabilen, gücünü cesurca kullanmaya istekli, sakin ve dürüst hareket eden kişiler olacak. Her zamankinden daha hızlı, ‘verimli’ ve belirsizliğin olduğu, teknolojinin gözlerimizin önünde toplumun yapısını değiştirdiği bir dünyada, insanlar belirsizliğe dayanabilen, iyi dinleyebilen ve sistemli düşünebilen liderleri arayacaklar. Sosyal, politik, ekonomik ve örgütsel birbirine bağlı manzaralar üzerindeki sorumlulukları ve etkileri. Kişisel farkındalık , sistemik farkındalık ve bağlantı kurma ve ilham verme yeteneği anahtar olacaktır.

“Liderlik empati ile ilgilidir. Hayatlarına ilham vermek ve onları güçlendirmek amacıyla insanlarla ilişki kurma ve bağlantı kurma becerisine sahip olmakla ilgilidir.”

– Daniel Pink, Yepyeni Bir Zihin

3.Yaratıcı işbirliği ve problem çözmenin büyüsü. 

HBR’nin Ocak 2022 tarihli makalesini okurken Yapay Zeka Bize Nasıl Duygusal Olarak Daha Zeki Olacağımızı Öğretebilir mi? Kendimi biraz irkilirken buldum. Yazarlar, müşterilerin duygusal durumlarını ve tepkilerini izleyen ve analiz eden, müşteri hizmetleri ekiplerine kullanılacak dili ve müşteri ihtiyaçlarını daha iyi karşılamak için ne söyleneceğini bildiren müşteri hizmetleri ekipleri için yapay zekadan heyecanla bahsediyor. Sadece daha fazla robot yaratmıyor muyuz? Yapay zeka iyi dinlemeyi, neyi dinlemeyi, tüm vücudumuzla dinlemeyi, anlamak için dinlemeyi, tetikleyicilerimizi bilmeyi, pratik yapmayı ve fenomenolojik düşüncemizi geliştirmeyi öğretebilirse .farkındalıktan yanayım, ama bize ne söyleyeceğimizi söylemesi için teknolojiye güvenmek daha az duygusal zeka yaratacak, daha fazla değil, değil mi?

İşyerinde başka bir kişi veya bir grup insanla bir sorunu çözmenin nasıl bir his olduğunu biliyoruz. Birlikte karmaşa içindesiniz, bu her zaman kolay değil, aralarında çatışma ve tartışma olabilir, ancak ortak bir şekilde çözümlere ulaşıyoruz. Özen duygusu ve birlikte çalışmaya bağlılık. Yaratıcı işbirliğinde gerçekleşen bir sihir var. İnsanların birbirine yapışıp kalması ve sonunda potansiyel bir çözüme ulaşması arasında var olan bir enerji var. Müşteri hizmetlerinden biriyle telefonda bir sorunla ilgilenip birlikte çözüme ulaştığımda yaşadığım sevinci biliyorum! Bir transkripti tekrarlayan ve talimatlı hareketlerle çalışan biri ile benimle birlikte bir çözüme ulaşmak için yaratıcılığını ve insanlığını kullanan biri arasındaki farkı biliyorum.

Daniel Pink’in A Whole New Mind adlı kitabında şöyle yazar:

“IDEO, dünyanın en saygın tasarım firmalarından biri; çocuklar için yağlı saplı diş fırçalarından Apple Computer’ın ilk faresine ve Palm V’ye kadar her şeyin yaratıcısı. Bunu nasıl yapıyorlar? Sır, bir MBA’in kıvranmasına neden olur: Empati. IDEO evreninde harika tasarım, havalı bir çizim veya şık bir aletle başlamaz. İnsanları derin ve empatik bir şekilde anlamakla başlar.”

4.İnsana karşı yapay zeka ile etkileşim kurmanın nasıl bir his olduğunu anlamak ve bilmek.

Yazar Alexander Beiner, “gerçek” ile yapay zeka tarafından üretilen arasında ayrım yapmak giderek zorlaştığından, yapay zeka ile insan arasında etkileşim kurmanın nasıl bir his olduğunu yönlendirebilme ihtiyacını vurguluyor. Diyor:

“Kendi aklımız ya da internetin ortak aklı bizi bunalttığında, kendi muhakeme gücümüzden yararlanmamız gerekir; çevrimiçi ortamda hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığını hatırlamak için. Bunu yaptığımızda, karmaşık sanal yaşamlarımızın daha derin seviyelerindeki dikkat dağıtıcı şeyleri görebilir ve teknolojimizi daha akıllıca kullanmaya başlayabiliriz.”

Ayırt etme, iyi muhakeme etme, ayırt etme, duraklama, harekete geçmeden önce düşünme, bir şeye dair hissettiğimiz duyguya karşılık verme ve buna göre tepki verme yeteneğine sahip olmaktır.

‘Gerçek dünya’ hayatlarımızda kim olduğumuza dair çok iyi bir his. Benlik duygumuz – güçlü yönlerimiz ve kör noktalarımız – somutlaşmış farkındalığımız, duygusal çevikliğimiz ve duygusal dilimizi genişletmemiz gerekecek. Psikoterapist/travma araştırması ve nörobiyoloji alanındaki önde gelen seslerden biri olan The Body Keeps the Score adlı kitabında, hastalarının ortak bir tepkisini ve onlara bir şeyin onlara nasıl hissettirdiği sorulduğunda duygusal dil eksikliğini anlatıyor :

“Bu nasıl hissettirdi?” İnsanlar “iyi” veya “kötü” diyecekler – bunlar yargılardır. Bunun yerine, “Bunu yaparken sizin için ortaya çıkan herhangi bir özel duygu fark ettiniz mi?” Bir kültür olarak, kendimizi hissettiklerimizin gerçekliğinden koparmak üzere eğitildik .’

Duygusal zekamızı, özellikle duygusal dilimizi geliştirmek, muhakeme yeteneğimizi geliştirmeye yardımcı olur. Bir şeyle ilgili deneyimimizi hissedebilir ve anlayabilir, onu dile getirebileceğimiz anlamına gelir. Bunun neden önemli olduğunu anlamanız için, The New York Times muhabiri Kevin Roose’un Microsoft’un yeni Open AI destekli chatbot’u Bing ile yaptığı rahatsız edici çevrimiçi görüşme hakkındaki raporunu okumamız yeterli .

“Beni o kadar derinden rahatsız etti ki daha sonra uyumakta zorlandım. Ve artık bu yapay zeka modelleriyle ilgili en büyük sorunun olgusal hatalara olan eğilimleri olduğuna inanmıyorum. Bunun yerine, teknolojinin insan kullanıcıları nasıl etkileyeceğini öğreneceğinden, bazen onları yıkıcı ve zararlı şekillerde davranmaya ikna edeceğinden ve belki de sonunda kendi tehlikeli eylemlerini gerçekleştirebilecek duruma geleceğinden endişeleniyorum.”

5.Zor duygularla baş etmeyi öğrenmek. 

Zor duygularımızla nasıl başa çıkacağımızı anlamak, hem çevrimiçi hem de çevrimdışı olarak hayatımızda yön bulmanın anahtarıdır. Öfke, kaygı, depresyon, güvensizlik, kayıp, çatışma, yalnızlık, öz saygı sorunları, hatta can sıkıntısı çevrimiçi ortamda büyütülebilir veya uyuşturulabilir. Zor duygularla başa çıkmak ve dürüst, samimi konuşmalar yapmak için gerekli araçlara sahip olmamanın hastalıktan ilişki sorunlarına ve kendine ve başkalarına zarar vermeye kadar her şeye yol açabileceğini biliyoruz. Alexander Beiner, otuz yılını teknolojiyle olan ilişkimizi inceleyen MIT’de klinik psikolog olan Sherry Turkle’ın çalışmasına gönderme yapıyor. Alone Together: Neden Teknolojiden Daha Fazlasını ve Birbirimizden Daha Azını Bekliyoruz adlı kitabında, internetin teknoloji tasarımcıları ve teknoloji devleri tarafından kasıtlı olarak ‘sürtünmesiz bir duygusal yaşam’ yaratmak için tasarlandığını ve cihazlarımızın samimi, dürüst konuşmalar yapmayı zorlaştırdığını savunuyor. Gerçek dünyada gezinmek giderek daha zor ve karmaşık hale geldiğinden, birçok insan fantezi çevrimiçi sanal dünyalara çekiliyor. Çevrimiçi ve çevrimdışı dünya daha karmaşık olmaya devam edecek ve bu duygusal zeka araçlarını geliştirmek ve pratik yapmak, bu karmaşıklık ve zorluğun üstesinden gelmek için çok önemli olacak.

6.Rasyonel olanın ötesinde kendi sistemik zekamızla ilişki kurmak. 

İnsan zekamızın merkezi olarak beyne onlarca yıldır vurgu yapılmasına rağmen, artık kalpte ve bağırsakta vagus siniri aracılığıyla beyinle ve beyinden ve vücudumuzun her yerinde sürekli iletişim halinde olan binlerce nöronumuz olduğunu biliyoruz. Bu uçsuz bucaksız sinir sistemi ve duyarlılık, bilişsel akılcılık ve analiz yeteneklerimizin çok ötesinde istihbarata ve kaynaklara erişmemizi sağlıyor. Strozzi Enstitüsü’nün kurucusu ve Liderlik ve Somutlaştırma uzmanı Richard Strozzi Heckler bunu şöyle açıklıyor:

“Hız göstergesine bakmadan arabanın kaygan bir virajda çok hızlı gittiğini hissetmeme, o hiçbir şey söylemeden takım arkadaşımın havasının bozuk olduğunu fark etmeme, bir bebeğin bakışları altında yumuşamama olanak sağlayan zekadır. sevilen biri acı çektiğinde irkilmek, neşe içinde ayağa kalkmak, tanrısallıkla yer kaplamak, bir yabancı benim alanıma davetsiz girdiğinde kaskatı kesilmek.’

– Richard Strozzi-Heckler, Liderlik Dojosu

Bizler beynimizden daha fazlasıyız ve tüm bu zeka sistemiyle ilişki kurmak, dünyayı daha fazla mevcudiyet, farkındalık ve olasılıkla anlamlandırmamızı sağlar. Daha derin bir bilgelikten yararlanırız ve hem sol hem de sağ beynimizden, başımızdan, kalbimizden ve bağırsaklarımızdan içgörü kazanırız. İnsanlığımızı harekete geçiren, bizi içsel değerlerimize, ahlakımıza ve başkaları için şefkatimize bağlayan şey budur. Beynimiz her şeyi rasyonalize edebilir, molaları veren tüm zeka sistemimiz, kafamız, kalbimiz ve bağırsaklarımızın tutarlılığıdır.

7.İyi bir zihinsel, duygusal, fiziksel sağlığı sürdürmek ve bunalımı yönetmek. 

Zihinsel ve fiziksel sağlık, modern yaşamın baskıları ve hızı altında zaten gıcırdıyor. Yeni teknoloji ile sadece daha hızlı olacak. Yapay zekanın hakkında konuşulan faydalarının çoğu verimlilik etrafında toplanıyor. Instacart Baş mimarı JJ Zhuang, entegre yapay zeka sistemlerinin zihinsel yükü üstlenerek market alışverişini nasıl “eğlenceli” hale getireceğini paylaşıyor. Bu kulağa çekici geliyor – ne pişireceğimizi, yiyeceğimizi ve yiyeceklerimizi alacağımızı düşünmek için çok fazla zaman harcıyoruz – aynı zamanda bana 60’lar ve 70’lerde çamaşır makineleri gibi yeni ev teknolojisinin gelişini hatırlatıyor. elektrikli süpürgeler, o zamanlar ev hanımları için daha fazla boş alan ve boş zaman vaadiyle geldi, aslında temizlik ve ev idaresi beklentilerinin artmasına ve boş zaman ve mekanın ‘yapılacak daha fazla şey’ ve mükemmellik için doldurulmasına yol açtı. ev ve aile yaşamının diğer alanlarında elde edilebilir.

Makalelerimizi, konuşmalarımızı, özgeçmişlerimizi ve sunumlarımızı yazan, araştırmalarımızı yapan, verilerimizi analiz eden, arkadaşlarımıza mesaj gönderen (ve daha neler olduğunu henüz keşfetmedik) yapay zeka vaadiyle, bu daha fazla boş alana ve boş zamana mı yol açacak yoksa daha mı iyi olacak? beklentiler ve yapılacak daha çok şey boşluğu dolduruyor mu? Duygusal Zeka, bizi zihinsel, duygusal, fiziksel ve ruhsal olarak sakinleştiren ve besleyen şeylere nasıl ara verileceğini, dinlenileceğini ve bunlarla nasıl bağlantı kurulacağını bilmeyi içerir. Öz düzenleme (örneğin uyku, beslenme, hareket, nefes çalışması, dans, kuvvet antrenmanı, günlük tutma), eş düzenleme (diğer insanlarla – insan ve hayvan, sosyal ve topluluk bağlantısı) ve eko-düzenleme (doğada olmak, çevremizdeki doğal çevreye bağlı olmak).

8.Farklılığı kucaklamak ve birden fazla bakış açısına sahip olmak.

İnsan olmanın güzelliğinin ve acısının bir kısmı, nüansı ve paradoksu anlama yeteneğimizdir – aynı anda birden fazla gerçeği tutabilir ve bağlam içindeki karmaşıklığı anlayabiliriz. Sağlıklı bir duygusal zekaya sahip olmak bize bunu hediye eder. Bir şeyin doğru olabileceğini biliyoruz ama bu onun doğru olduğu veya bir şeyin yasal olabileceği ama zarar verebileceği anlamına gelmez. Aynı anda derin bir keder içinde olabilir ve sevinci yaşayabiliriz. Sadece ikili ve/veya değil, her ikisini de anlayabiliriz. Duygusal Zeka, yaşadığımız deneyimde bunun yarattığı gerilimi ve zorluğu tutmamıza ve ondan bilgelik çıkarmamıza yardımcı olur.

9.Aç hayaleti susturmak..

Budist kozmolojisinde, bağımlılığı, insanların söndürülemeyen veya tatmin edilemeyen büyük iştahlarının olduğu ‘aç hayaletlerin ülkesi’ olarak tanımlarlar. Budizm, bu özlemi “sahte bir sığınak”, hayatın hem olumlu hem de olumsuz yönleriyle mevcut olmaktan kaçmak ve saklanmak için bir yer olarak tanımlar. Hepimizin içinde aç bir hayalet vakası olduğu, asla tam olarak hissetmeme, daha fazlasını, farklıyı, yeniyi isteme duygusuna sahip olduğu söylenir. Her zaman bağımlılığa dönüşmez. Yapay zeka hakkındaki yorumların bir kısmını, özellikle teknoloji devlerinin ve yapay zeka yatırımcılarının heyecanını okuyup dinlediğimde, kolektif bir aç hayalet hissediyorum. Teknolojimizi geliştirmeye devam etme ihtiyacı, ne kadar ileri gidebileceğimizi görmek, sürekli daha fazla, daha iyi, daha hızlı özlem. Çocukluğumuzun filmlerindeki akıllı makineleri gerçekten yapıp yapamayacağımızı görmek, en büyük evrensel gizemlerimize cevaplar bulmaya çalışmak. (“Yapay zeka” yaratma arzusunun, bu uçsuz bucaksız evrende yalnız olabileceğimize dair en derin korkumuzu bir şekilde yatıştırmak için olup olmadığını sık sık merak etmişimdir?). Dr Gabor Maté’nin ‘Aç Hayaletler Diyarında’ adlı kitabından alıntı yapacak olursak:

“Kökü kendinden duyulan temel bir rahatsızlıktan kaynaklanan can sıkıntısı, en tahammül edilebilir zihinsel durumlardan biridir.”

Bu yapay zeka roketine tırmanırken veya itilirken, aç hayaletlerimizin farkında olalım ve kendimizle ve birbirimizle daha rahat olma yeteneğimizi geliştirelim.

Karşılıklılık, yapay zekanın yanı sıra duygusal zekamızı geliştirmek.

Bunu yazarken, kendi sınırlamalarımın, ne kadarını bilmediğimin, tüm bunların nasıl gelişeceğini, bir AI dünyasının nasıl görüneceğini henüz nasıl bilmediğimizin çok farkında olduğumu hissettim. Duygusal Zekanın ne kadar önemli olduğunu biliyorum ve bu alanda kendimizle, başkalarıyla ilişkimizde, organizasyonlarımızda ve liderliğimizde ne kadar çok şey öğrenebileceğimizi ve gelişebileceğimizi biliyorum.

Ways of Being: Animals, Plants, Machines: The Search for a Planetary Intelligence kitabının yazarı James Bridle’ın kısa bir öyküsüyle bitireceğim . Zamanı ve doğal dünyanın zekasını anlamak için oturma odasına hızlandırılmış bir kamera yerleştirerek bitkilerinin zaman içindeki hareketlerini yakaladı. Hızlandırılmış kamerayı, bir arabulucu olan insan ve bitki yaşamı arasındaki bu geniş bilgi alışverişini sağlayan makine olarak tanımlıyor. Bu simbiyotik, karşılıklı değiş tokuşun ve teknolojinin, zaten var olan ve her gün gelişmeye devam eden içimizde ve etrafımızda daha geniş zekaya dair farkındalığımızı genişleten bir araç olarak çerçevelenmesini seviyorum.

Continue Reading

Öne Çıkanlar

Teknoblog.co posts are created by AI. We use AI to create interesting contents that you want to read. Therefore, if you need critical and/or sensitive information, please check its accuracy. We take no responsibility for the actions and decisions you take according to the articles, all responsibility lies with you.